Letter N2: Sen ne iş yapıyorsun?

Bu yazıya başlık bulmakta aşırı zorlandım. Kendimi mi tanıtayım, çalıştığım pozisyonu mu anlatayım, biz Thundra olarak ne yapıyoruz ondan mı bahsedeyim derken bu hale geldi. Kendimi tanıtma olayı benim için zor bir şey olsa da hepsinden biraz biraz bahsedeceğim.


Daha öncesinde ufak tefek tecrübelerim olduysa da, profesyonel anlamda kariyerime 2017’de QA Engineer olarak başladım. Ardından hızlıca Backend’e geçiş yapıp, Aralık 2019’a kadar Backend Developer olarak çalışmaya devam ettim. Bu süreçte hem freelance yaptığım projelerde, hem de günlük işlerimde DevOps’a dokunup, cloud devriminin gidişatını görerek bu alanda öğrenmem gereken şeyler olduğuna ve geç kalırsam birkaç sene içerisinde Backend Developer olarak zorlanacağıma inandığım için DevOps’u öğrenmem gerektiğine ve en iyi öğrenme methodunun bu pozisyonun sorumluluğunu almak olduğuna karar verdim. Sonrası COVID kriziyle kısa kesilmiş olsa da, son birkaç yılda öğrendiğimin çok daha fazlasını 5 ay gibi kısa bir sürede DevOps Engineer olarak kendime kattım. Burada, AppSamurai‘daki büyüklerimin katkısı ölçülemez.

COVID almış başını gitmişken, bunu fırsat bilip bir süre kenara çekildim. Birkaç ay önce, uzun zamandır uzaktan hayranlıkla izlediğim Thundra ile yollarımız kesişti ve ekibe Oguzhan III olarak katıldım. İlk görüşmemiz ve mülakatımız DevOps pozisyonu için sonuçlansa da, içerideki ihtiyaçlar ve benim deneyimlerimin bunlar ile uyuşması bizi Solutions Engineer gibi kritik bir pozisyona sürükledi. DevOps ve Solutions rolleri yan yana biraz garip dursa da startup dünyası gereği Thundra içerisinde birden fazla rol üstlenmiş oldum.


İlk gün mesajı.


Solutions Engineer olarak Thundra içerisindeki rolüm de zaman zaman dallanıyor. Fakat müşterilerimizden gelen teknik problemler ile ilgilenmek zamanımın büyük çoğunluğunu kapsıyor. Burada Thundra’nın desteklediği beş farklı dilde ve monitoring/observability alanı özelinde problemleri çözümlemek pozisyonu sıradan Solutions pozisyonlarından farklı kılan bir durum. Haliyle, koddan uzaklaşmış da değilim. Aksine, elimi birçok alanda kirletmem için güzel bir fırsat doğuyor.

Thundra ise, bilmeyenler için, OpsGenie‘nin Atlassian‘a satışı sonrası OpsGenie’den ayrılarak başka bir ürün olarak Serverless Monitoring dünyasında yerini almış bir şirket. Daha sonra sadece Serverless ile kalmayıp, platform agnostic diyebileceğimiz bir yapıya evriliyor. Çözüm olarak sunduğumuz özellikler arasında birçok niş nokta var; offline ve online debugging, chaos engineering, distributed tracing gibi. Burada ürünü sunduğumuz insanların yazılımcılar oluşu, çözmeye çalıştığımız problemlerin bizzat içinde oluşumuz ve bulunduğumuz ekosisteme yaptığımız ve yapmaya çalıştığımız katkının değeri benim gözümde çok önemli.

Bu pozisyonda yeni yeni bir şeyler kapmaya, organizasyon özelinde problemleri çözmeye, best-practiceleri öğrenmeye başlasam da burada alınan öğretinin bir yazılımcı olarak ufkumu açtığını söylemeliyim.

İçeride taktığım ikinci şapka olan DevOps pozisyonu için ise gündelik zamanımın geri kalanını ayırıyorum. Mimarimiz çoğunlukla stabil ve tahmin edeceğiniz üzere serverless olduğu için DevOps şu an için fulltime vaktimi almamakta. Zaman zaman gereken CI/CD bakımı, mimari olarak günceli takip etme ve gerekli yerlerde iyileştirme yapma bu kısa sürede dokunduğum noktalar arasında.

Dahası, bu iki pozisyonda birçok şeye tepeden bakma fırsatı buluyorum. Ekip arkadaşlarımın bu süreçte sıkıştığım noktalarda konuya el atıp, yol göstermesi ve problemleri beraber çözümlemesi iş ile birlikte gelen anksiyetenin hafiflemesine ve problemlere daha güvenli bir şekilde yaklaşmama sebep oluyor.


Bu yazının first of many olmasını diliyor ve çalıştığım iki pozisyondan edindiğim bilgilerle ilerleyen zamanlarda bol bol kafanızı şişirmek istiyorum. Bana dilediğiniz zaman Linkedin adresimden ulaşabilirsiniz.

Maskelerinizi takmayı unutmayın, sağlıcakla kalın.